İSLÂM KÜLTÜRÜNDE FETİH ANLAYIŞI
Fetih Arapçada açma, yol gösterme, hüküm verme, galibiyet ve zafere ulaştırma anlamlarına gelir. İslâm’da fethin gayesi insanların kalplerini İslâm’a açmak, İslâm mesajının önündeki engelleri kaldırmak, Müslümanlara yönelik baskı ve zulümlere son vermektir.
Sevgi ve barış dini olan İslâm, savaşa ancak Müslümanların can ve mal güvenlerini sağlamak, hak ve özgürlüklerini korumak, İslâm’a ve İslâm ülkelerine yönelik saldırıları önlemek amacıyla başvurulacağını hükme bağlamıştır.
Cihatla ilgili ayetler, hadisler ve Peygamber Efendimizin uygulamaları incelendiğinde, temel hedefin insanı yaşatmak, insan hak ve hürriyetini korumak olduğu görülecektir. “Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Onlar savaşmaya son verecek olurlarsa, artık düşmanlık yalnız zalimlere karşıdır.” (1) Âyeti ve “Ey insanlar, düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin. Allah’tan afiyet, esenlik ve barış dileyin. Fakat düşmanla karşılaşınca da sabredin ve bilin ki, cennet kılıçların gölgesi altındadır.”(2) hadisi İslâm’ın konuya bakışını özetlemektedir.
İslâm, savaş halinde muharip olmayan kadınlara, çocuklara, yaşlılara, din adamlarına ve ibadet yerlerine zarar verilmesini yasaklar. Başkalarının yaptığı istila, yağmalama ve sömürü anlayışının İslâm’da yeri yoktur. Dini, dili, ırkı ne olursa olsun herkesin can, mal, ırz ve namus emniyeti koruma altına alınmıştır. Kimsenin mabetlerine dokunulmamış ve kimse din değiştirmeye zorlanmamıştır. Çünkü böyle bir davranış, insanları inanmadıkları halde inanmış gibi davranmaya sevk eder ki; bu durum “Dinde zorlama yoktur…”(3) âyetine de ters düşer.
Hz. Peygamberimizin uygulamalarına baktığımızda fetihlerin asıl gayesinin insanların İslâm’la tanışması ve gönüllerin fethedilmesi olduğu görülecektir. Bunun en güzel örneklerini Medine halkının İslâm’ı kabul edişinde ve Mekke’nin fethinde görmek mümkündür.
Hicretin sekizinci yılında gerçekleştirilen Mekke’nin fethi incelendiğinde İslâm’ın konuya bakışı daha iyi anlaşılacaktır. Her türlü eza ve cefadan sonra çok sevdiği yurdundan çıkarılan Hz. Peygamberimiz, on bin kişilik ordusuyla Mekke’ye girdiğinde ashabına şöyle buyurdu: “Size karşı konulmadıkça, size saldırılmadıkça hiç kimseyle çarpışmaya girmeyeceksiniz. Hiç kimseyi öldürmeyeceksiniz.” Fetih gerçekleştikten sonra kimseden intikam almadan, kimseye kin gütmeden, hiçbir Mekkeliyi esir etmeden ve hiçbir Medineli askeri Mekke’de bırakmadan geri döndü.
Mekke’nin fethi, ondan sonraki fetihler için de hem İslam ordularına, hem de komutanlarına ilham kaynağı olmuştur. İslâm düşmanlarının gösterdiği insanlık dışı davranışlar da bu gerçeği değiştirmemiştir. Yakın tarihimizde Bosna’da yaşanan vahşetten sonra kiliselere ateş açmak isteyen gence İzzetbegoviç şu cevabı verir: “Bizim onlardan bir farkımız var. Onlar gibi yapamayız. Biz Müslümanız.”
Konuyu Osman Gazinin ölüm döşeğinde oğlu Orhan’a söylediği şu cümlelerle bitirelim: ”Bizim kavgamız mihnetle kuru kavga değil. Davamız cihana hükmetme davası değil, davamız bütün bunlardan çok daha mukaddes ila-yi kelimetullah davasıdır. Zaferlerimiz büyük davamızın zaferleridir.”
Mehmet ŞİMŞEKOĞLU
Gölyaka İlçe Müftüsü
(1)-Bakara, 193
(2)-Buhari, Cihat,112
(3)-Bakara, 256