HELAL KAZANÇ HASSASİYETİ

          Çalışmak, helalinden geçinmek en temel görevlerimizden biridir. İnsanın huzuru, mutluluğu, kazancının bereketi, evlatlarının iyi yetişmesi, hatta ibâdet ve dualarının kabul olması kazancının helâl olmasına bağlıdır.

Kur’an-i Kerimde helâl ve temiz olan şeylerin yenilip içilmesi emredilirken, necis olan şeyler ve her türlü batıl kazanç yolları yasaklanmıştır. Bakara Suresi 168. Âyette şöyle buyrulur.  “Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin. Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.” 

Nisa suresi,29. Âyette de“ Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir” buyrulmaktadır.

Yüce Rabbimiz insana faydalı olan şeyleri helal, zararlı olan şeyleri de haram kılmıştır. Bir şeyin helal olması için aynı zamanda kazanç yollarının da meşru olması gerekir. İslâm, hırsızlık, rüşvet ve gasp gibi her türlü haksız kazanç yollarını yasaklamış ve büyük günah olarak kabul etmiştir.

Yüce dinimiz alın teri ve el emeği ile geçinmeyi kutsal kabul eder.  Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Tebuk savaşına giderken yanına güçlü kuvvetli bir genç gelir. Orada bulunanlar: Allah yolunda savaşsa onun için daha hayırlı olurdu derler. Bu sözü duyan Peygamberimiz şöyle buyurur: Bu genç şayet anne-babası için çalışıyorsa Allah yolundadır. Çoluk çocuğunun nafakasını kazanmak için çalışıyorsa Allah yolundadır. Kendi iffetini korumak için çalışıyorsa yine Allah yolundadır.

İbadet, dua ve tövbelerin kabul olması için öncelikle kazancın helal olması gerekir. Az şeyden bir şey olmaz denemez. Haramın azıda haram, çoğu da haramdır. Bir damla zehir nasıl bir kazan sütün bozulması için yeterli ise, kazanca karışacak az bir haram da bütün kazancı bozar. Kazançtan bereketi, aileden huzuru, ibadetten huşuyu alır götürür. Haram yemek, aynı zamanda kul hakkına tecavüz ve zulümdür. Hakkı yenilen kişiden helallik alınmadan yapılan tövbeyi Allahu Teâlâ kabul etmez. Şehitlerin bile bütün günahlarının affedileceği bildirilirken kul hakkı istisna tutulmuştur.     

Enes İbn-i Malik: Ya Rasulallah! Ben dualarımın kabulünü isterim. Bana bunun yolunu gösterir misiniz? Diye sorduğunda Peygamber Efendimiz: “Ey Enes! Helâl kazan, duan müstecab olur. Zira kişi ağzına haram bir lokma götürse, kırk gün duası kabul olmaz” buyurdu.(Tecrid,cilt 6 s.357)

Haram lokma ile yapılan dua ve ibâdetler, haram para ile yapılan hayır ve hasenatlar makbul değildir. Bu durumu Efendimiz şöyle bildirmektedir:

”Kişi, Yâ Rabbi, Yâ Rabbi diye dua eder. Hâlbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, kısacası kendisi haramla beslenmiş olursa böylesinin duası nasıl kabul edilir?”(Müslim, zekât)

        Sevgili Peygamberimiz, zaman olmuş açlığını bastırmak için karnına taş bağlamıştır. Değil şüpheli şeylere yaklaşmak helal olan şeylerle bile karnını tıka basa doldurmamıştır. Nezih yaşamış ve ümmetinin de nezih yaşamasını istemiştir.

Bir gün Hz. Hasan çocukluğun verdiği haleti ruhiye ile hazineye ait hurma yığının yanından geçerken bir hurma alıp ağzına atar. Bunu gören Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu daha çocuktur, bir hurmadan bir şey olmaz demiyor. Bu bize helal değildir diyerek hemen hurmayı ağzından alıp geri çıkarıyor.

İlim ve fazilet ehli büyük insanlar da yediklerine içtiklerine azami derecede dikkat etmişler, büyük hassasiyet göstermişlerdir.

Hz. Ebûbekir (r.a.) içmiş olduğu sütün hizmetçisinin kehanette bulunarak elde ettiği para ile alındığını öğrenince, parmağını ağzına sokmuş ve yediğini geri çıkarmıştır. Sonra da:”Allah’ım ben elimden geleni yaptım, midemde kalıp damarlarıma karışan kısmından da sana sığınırım” diye dua etmiştir.

 Allah dostlarından Süfyan-i Sevri’ye namazı birinci safta kılmanın fazileti sorulduğunda şöyle der: “Kardeşim sen ekmeğini nereden kazanıyorsun ona bak; kazancın helâl olduktan sonra, hangi safta dilersen orada namazını kıl; zira kişinin dindarlığı kazancının helâlığı nispetindedir.”

İmam-ı Azam’ın babası Sabit ile ilgili anlatılan şu olay da ibret vericidir.

Gençliğinde bir gün dere kenarında abdest alırken suya kapılıp giden bir elmayı alıp ısırır. Daha ilk lokmayı yutarken yaptığının yanlış olduğunu anlar. Dereyi takip ederek elmanın geldiği bahçeyi bulur. Sahibinden helallik ister. Bahçe sahibi, bunun için bir müddet bahçede çalışması gerektiğini söyler.  Genç teklifi kabul eder; süre dolunca bahçe sahibi bir şart daha getirir ve der ki: Benim eli çolak, gözü kör, ayağı topal, kulağı sağır ve dilsiz bir kızım var, onunla evlenirsen hakkımı sana helâl ederim. Çaresiz bu teklifi de kabul eden genç, zifaf gecesi gözlerine inanamaz, zîra evlendiği kişide anlatılanların hiç birisi yoktur. Bir yanlışlık olduğunu düşünerek çıkıp kayın pederine durumu anlatınca kızın babası şöyle der: Benim kızım kördür, daha harama bakmamıştır. Sağırdır, yani haram dinlememiştir. Topaldır, harama gitmemiştir. Dilsizdir, gıybet nedir bilmez. İşte bu takvâ ehli anne-babadan İmam-ı Âzam gibi büyük bir dehâ dünyaya gelmiştir.

Her bir Müslüman helal-haram konusunda aynı hassasiyeti göstermelidir. Gerek iç huzuru gerek aile ve toplum huzuru için buna muhtacız. Ayrıca mahşerde her kişinin ilk önce kazandığından ve harcadığından hesaba çekileceği unutulmamalıdır.

Haram ve şüpheli şeylerden uzak helal daire içinde hayırlı bir ömür temennisi ile Allah’a emanet olunuz.

                                                    Mehmet ŞİMŞEKOĞLU

                                                     Gölyaka Müftüsü                                                                                                                                                                                       

mehmetsimsekoglu08@hotmail.com

Geri